"o"na...
Bazen,Birini çok seversin.
Hem de pek tanımadan.
Tanımaya çalışma duygusunu seversin.
Tadımlık,bir yudum hafif şarap gibi.
Baş dönmesidir.
Mayhoşluktur.
Etrafında oluşturduğu
Güvenli çemberi seversin.
Zırhsız,maskesiz,saf bir güven.
"Kendin"sindir çünkü yanında.
En "sen" halin,"yalın" ama "yalnız" olmayan.
Ve başının üstündeki
Milyonlarca akbabaya rağmen
Tanıdıkça,hayran kalırsın.
Sıcak süte batırılmış peksimet gibi
Yamulup,erimez
Dimdik durursun karşısında
Kendinden emin.
Ve kendi kendine mırıldanırsın:
"Arkadaşım ol yeter,böylesi daha güzel.."
Daha fazlasını beklemek,istemek
Saçmalık olur zira.
Büyüyü bozmaya,kilidi açmaya
Kıyamazsın.
Uzaktan yakından alakan olsun
Yeterdir.
Tarzan'ın Jane'i olursun
Öyle ilkel,
Öyle masum,
Öyle cesur.
Tinkerbell olursun ya da
En iyileri onun için ister,
Kendi "erteleme" tuşuna basarsın.
O kadar çok sevmeye başlarsın ki
"Kendin"i-ve dolayısıyla onu-
Sevmeye kıyamazsın.
Dünyanın en garip sarhoşluğuyla
Şiirden bozma bir şeyler yazarken
"Hep böylesi"ni dilersin.
En güzeli de budur zaten.
Bazen,
Dostluğu aşka tercih edersin.
Tatlı-sert bir kadeh likörü de
Kaliteli bir şişe şaraba.
Şnaslısındır.
"İyi ki var(sın)(ız)"dır...


0 Comments:
Post a Comment
Subscribe to Post Comments [Atom]
<< Home